Karakterimizi oluşturan biraz da hayat tecrübelerimiz değil mi? Yaşadığımız aşklar, umutlar ya da hayal kırıklıkları… Sevmek ehlileştirir insanı, nefreti büyütür, aşkı öldürür. Hayal kırıklıkları batsa da kalbine, ille de umutlar olgunlaştırır.

Doğru karakteri ararken tükenir zamanlar. Buldum dediğinde yıkılır tüm umutlar. O umutları yeşertmeyi bilen biri kurtaracak aşka olan inancı. Bir Beşiktaş’lı gösterecek insanlığa siyahtan beyaza giden ayrımı. Çünkü bir asi ruha dokunmadan sonlanan hayatlar, yaşanmamış sayılacak…

Mutsuz insanlar görüyorum, umutsuz insanlar. Tutup kolundan sormalı onlara; Hiç mi bir Beşiktaş’lı sevmedin? Çünkü o evrende her sabaha yüklenen umutlar, gecesinde aşkla biter. Üzerine üzerine gelse de sorunlar, kartal pençesi bir tutunuş vardır hayata.

Deplasman otobüsünde iki büklüm uyuyan Cefakar Optik Başkan Beşiktaşlıdır. Aşkına giden yolları dikeniyle sever. Ömrü dinlemeye yetmese de, kalbi besteye ilhamdır. ‘’Durursa burda dursun kalbim Beşiktaş…’’ Sana böyle gelen biri olmadan mı öleceksin?

Beşiktaş’a laf ettirmem diyip sırtında üç polis taşıyan Serdar Keleş’e aşık olmadan sonlanmamalı bir hayat. Canını böyle ortaya koyan bir arkan olmadan, korkusuz olamazın… Korkarak mı öleceksin?

İnişli çıkışlı sevda yollarında hiç mi küslük olmaz? Hiç mi incinmez yürek? Gitmeli mi? Terketmeli mi? Ya da bir Alen Markaryan olup sabırla beklemeli mi? Seni Alen gibi bekleyen birine tutulmadan mı öleceksin?

Yalnızken üşür aşık olan. Sarılmak ister. Maç kaçırmadan tribünde olan Beşiktaş’ın kırmız saçlı kızı Eva gibi yanında olmalı aşka layık olan. Eva’ya aşık olmadan mı öleceksin?

İddialı olmalı, tutkun olmalı ömürlük sevgili. Hep bir ağızdan bağırmalı… ‘’Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar…’’ Beşiktaş tribünlerine sevdalanmadan mı öleceksin?

Bir Beşiktaş’lı sev arkadaş. Aşkın sıfatları doğsun ömrüne. Vefakar, cefakar, fedakar…

Aşkla…

Leave a Reply